Usta konuşurken gözlerine değil de
ellerine bakıyordu. Bu kadar temiz ellerle nasıl oluyor da para kazanabiliyordu
diye düşündü. Endişeliydi, acaba yanlış kişiye mi emanet etmişti aracını. Usta
anlattıkça anlatıyordu, zaten pazarlığı yapmışlardı, neden hala kendini ikna
etmeye çalışıyordu ki bu adam. Kaygıları yüzüne yansımasın diye gülümsemeye
çalışsa da, kaşları hilal olmuş aşağı bakıyordu. Gerçi bu garip ifade içerideki
taze boya kokusundan da olabilirdi.
Tam sekiz aydır biriktirmişti o parayı,
büyük hayalleri vardı, işi büyütecekti, zaten geniş bir müşteri çevresi vardı.
Ama yetiştiremiyordu. Her yere ulaşmak, tüm şehre satış yapmaktı hedefi. Dükkan
derdi yok, masraf derdi yok, kira yok, patron yok, eleman yok... Sokaklarda özgürce
dolaşmak varken kim kapanırdı o çarşının içine. Ve bu hayaller için önce bir
motosiklet almak zorundaydı. Kayınçosunun bulduğu, tekerlekleri eskimiş,
aynaları kırık, çantası yok, boyası solmuş ama ciğeri sağlam bu Çin malı motosikleti
hiç düşünmeden almıştı. Çünkü parası ona yetiyordu hatta biraz da artmıştı. O
parayla motora bakım yaptıracak, birazını da sermaye yapacaktı. Satın aldığı
adam, sanayide her zaman gittiği ustayı tarif etti, gerçi ustaların hepsi
aynıdır diye düşündü pek kulak vererek dinlemedi. Ama adam öyle güzel reklamını
yapmıştı ki nasıl olduysa sanayide dolaşırken yine gitmiş o ustanın dükkanına
girmişti.
Usta elini tinerli beze silerekten
yanına geldi, motoru hazırdı, ustanın gülümsemesine bakılırsa alacağı paradan
daha az iş çıkarmıştı motosiklet. Keşke biraz daha pazarlık yapsaydım diye iç
geçirdi. Aynaları takılıp, döşemesi yenilenip bir de çıkma bulduğu bir çift
lastikle motorun çehresi değişmişti. Artık iş bitiminde hanımı çocuğu da alır
sahile gezmeye gidebilirdi yeni cengaveriyle. İleride işleri büyüttükten sonra bir
tane daha motor alacaktı ve bu göz bebeğini sadece hususi gezmeler için
kullanacaktı, öyle çok yormayacaktı. Ustayla helalleşti. Artık yeni motoru ile
şöyle gerile gerile bir tur atmalıydı.
Okulun önünden geçerken çocukları
gördü, teneffüse çıkmışlardı. Hemen park etti, duvara yaklaştı ve kızını aradı
gözleri. Annesinin hazırladığı yarım ekmek arası helvayı o küçücük ağzıyla
bitirmeye çalışan kızını seyre daldı. Bir eliyle ipi sallayan diğer eliyle
ekmeğini ısıran bu küçük kızın kapının önünde yeni motosikletiyle bekleyen
babasını gördüğünde çıkaracağı ses... Elindeki ekmekten çok ip atlayan
arkadaşına odaklanmıştı kız çocuğu, teneffüs telaşı ile iki işi birden yapıyordu.
Kızını seyre dalan adamın bir anda aklına benzin almak geldi. Doğru ya, su
yakmaz ki bu, benzin koymak lazımdı, ama fırıncıya ödeyecek kadar para vardı
cebinde. Okul dağılmadan bu işi halletmeye koyuldu. Fırıncıya vardığında
içeriden bir “ooo!” sesi ile karşılandı. Zaten hep böyle olur, uçamazsın dediği
kuşları kendisine doğru kanat açmış görünce, böyle uzun sesler çıkartır
insan. Artık bizden alışveriş yapmazsın
sen, pastanelerle çalışırsın, dedi usta. Büyük bir mahcubiyetle, olur mu ustam,
ben seni de zengin edecem, sen de büyük bir pastane olursun belki. Öyle deyince
keyiflendi fırıncı, beraber gülüştüler. Siparişlerini verdi ve ödemeyi gün
sonunda yapacağını anlatıp, cebinde beş kuruşun kalmadığını yemin billah izah
edip fazla oyalanmadan benzin istasyonuna gitti. Motoru su gibi akıyordu
asfaltta, egzos sesi teyp gibiydi, başka şarkıya ihtiyaç yoktu sanki. Benzin de
koydu mu depoya, tüm şehri turlayacak, artık daha çok satış yapacaktı. Keyfi
yerindeydi.
Babasını gören kız, kendisi kadar
olan çantayı daha iyice sırtlayıp koşmaya başladı. Gerçi tüm çocuklar
koşuyordu. (Kafeslerinden bırakılmış güvercinler gibi mutlu bir topluluk görmek
istiyorsanız, cuma günleri okul çıkışlarına gitmeniz gerekir.) Herkes mutluydu
ama diğerlerinden farklı bir ritim tutuyordu kesinlikle onun kalbi. Tütün kokan
gömleğine sımsıkı sarılan kızına yol boyunca motosikletin özelliklerini
anlattı. Korkudan o kadar yavaş kullanıyordu ki, yüzüne vuran hafif rüzgar bile
üşütmüştü onu. Halbuki buralarda Kasım ayında bile ceketsiz dolaşılırdı. Yine
de insanın kızıyla birlikte, yerden
yarım metre yukarıda rüzgarı hissederek, kuşlar gibi dolaşması, zengin işi bir
mutluluktu. Hayattan keyif almak bu olsa
gerek diye düşündü. Eve vardılar kısa bir gezinti ile. Komşuların bakışları,
motora verdiği her kuruşa değiyordu. Çok oyalanmadı evde. Bugün satışlar
öğleden sonraya kalmıştı, hava kararmadan en azından yarınki sermayeyi
çıkarması lazımdı.
Motosiklet, içindeki benzinden çok,
dua ile ilerleyecekmişçesine o kadar çok dua etti ki karısı, en son dediklerini
duymadı, sadece dikiz aynasından izledi ağzının hareketlerini. Arkasına
bağladığı poşetlerde simitler, poğaçalar ve pideler vardı. Çanta niyetine
plastik bir kasa bağlamıştı arkaya. Yanda poşetler, arkada kasalar, böyle
motosikleti donatıp bir zevkle, hani o dünya turuna çıkan motorcular gibi, evin
önünden ağır bir edayla çıkmıştı yola. Ah bir de güneş gözlüğü olsaydı, hem
rüzgara da iyi gelirdi, gözüne toz kaçmazdı. Bu saatte şehirde satış az
olacağından köylere doğru sürdü. Yavaş yavaş alıştığı motorunu artık daha
cesurca sürüyordu, hız bile yapmıştı. Gerçi kıyamıyor çukurlarda yavaşlıyordu
ama altındaki küheylanı her an havalanacak gibi, ara sıra sertçe çeviriyordu
gaz kolunu. Usta da hakkını vermiş hani, motorun tekeri bir farklı dönüyordu,
ilk haline göre. Pek de sesi çıkmayan
kornası ve kendi sesi ile sokakları inletti köye girerken. Kimse pide almıyordu
ama simitleri satmaya başladı. Daha önce yorucu olduğu için hiç çıkmadığı
yaylaya çıkmaya karar verdi sonra. Orada şansını deneyecekti. Hem bakalım
altındaki canavar nasıl tırmanacaktı yokuşları. Yolda ilerlerken akan caddeler,
ağaçlar, yol çizgileri yüzünden hayallere daldı. Her insanda aynı etkiyi yapan bu
enstrümanlar, yaratanın hipnozda kullandığı köstekli saat gibi. Pideleri nasıl
olsa geri iade ederdi akşam olmadan. En azından simitleri bitirmeliydi, evlerin
arasından çok hızlı geçiyorum galiba diye düşündü. Küçük plastik kasayı çıkardı,
her zaman olduğu gibi, yani alıştığı üzere kafasına koydu. Ee simit dediğin
kafanın üstünde satılır. Müşteri görmediği şeyi nasıl alacak. Artık hayalleri,
düşünceleri bir kenara bıraktı, viraj çıkışlarına değil, balkon köşelerine,
pencere kenarlarına çevirdi bakışlarını.
Mustafa Kara

Vay be. Duygulandım Mustafa. Hay kalemine sağlık.
YanıtlaSilEyvallah, selamlar...
SilEllerine sağlık, güzel olmuş Mustafa.
YanıtlaSilTeşekkürler Ateş Ağabey.
SilEllerine sağlık Musti.
YanıtlaSilÇok güzel...
Teşekkürler Sıtkı Başkan.
SilEllerine sağlık abi.
YanıtlaSilTeşekkürler. Selamlar.
SilKalemine sağlık kardeşim
YanıtlaSil