14 Şubat 2015 Cumartesi

FOTOĞRAFÇININ HİKAYESİ


     

     Urfa da’yız. Annem, babam, kardeşim, kuzenlerim… Akşamın bir vakti, herkes işten çıkmış eve dönme çabasında, biz ise şehre yeni gelmişiz, merakla dolaşıyoruz, bir yandan da akşam yemeğine geç kalmamak için acele ediyoruz. Ben yine elimde makinem, fotoğraf çekme çabasındayım, ama ışık gitti gider; annemlerin acelesi... Zaten genellikle ifade ederim, fotoğrafçı yalnız olmalıdır ve yalnızlığın şahidi. Evet, yalnızlık paylaşılmaz ama bir an da olsa tanık olabilir ona fotoğrafçı. Benim de en sevdiğim tanıklıktır bu fotoğraf, belki en güzeli.





        

        Her neyse akşamın bir vaktiydi, kaldırımda bir simitçi gördüm kalabalığın arasında, ama farklı bir şey vardı, hemen klasik simitçi çocuk fotoğrafı çekmiş demeyin; uyuyordu yavrucak. Ve işte dedim, bir yalnızlık daha karelenmeyi bekleyen. Öyle kendi halinde, güzelce uyuyakalmış, bence sabahtan beri birçok sokak dolaştı o küçük ayaklar. Aslında şuan bu ufaklık kadar masum ve doyasıya uyumayı unutmuş ne çok adam tanıyorumdur, pek başarılı, büyük işleri güçleri olan, hayat yarışında dörtnala koşan, halk arasında “adam olmuş” adamlar. Masum ve beyaz bir eşek düşünün. Daha sıpa. Büyüyecek, yük taşımasını öğrenecek vücudu. Biraz kirlenecek postu, sonra yaşlanacak, sonra yılların yorgunluğu ile huzurla uyuyacak. Sahibi ise her zaman o siyah, yağız atından bahsedecek. Heybetli parlak yeleli. Sıkılmasın diye değil, eşe dosta görünsün diye ara sıra çiftlikten çıkarılan ve dolaştırılan. Güzelliği ve hızları ile yarıştırılan pek şekil atlar. Siz şimdi asıl kahraman, o evin tüm yükünü çeken masum eşekti deyip üzülmeyin. Bence eşek daha keyifli yaşadı. Kahraman olmadığı için şanslıydı. Şehvetin, gücün ve kazanma hırsının yükü daha ağırdır. Çok para kazanmak, hep para kazanmak, para için yaşamak, hep güzel kalmak, çok güzel kalmak… Siz hiç huzurlu ve sakin bir siyasetçi gördünüz mü, hep gergin tetiktedirler veya tatilde cep telefonunu kapatıp ayaklarını uzatıp kaygısızca dinlenen bir bankacı? Ya da makyajsız ve salaş dolaşan, arkadaşları ile şöyle kralından bir esnaf lokantasına giden manken? Hayır. En gerçekçi efektlerle çekilmiş bir Hollywood filminde bile süper kahramanları pijamaları ile dinlenirken göremezsiniz, ancak süper güçleri ellerinden alındığında ilk kez huzurlu bir uyku çekerler. Kahraman olmak da bir dert, asıl onlara üzülün derim. Bizlerin hep mutlu, en mutlu; arkadaşlarından da mutlu olmak gibi bir kaygısı var, gdo’lu bir içgüdü sonradan edindiğimiz. Ve bu nedenle bazen birçoğumuz, şuan bu minik sıpa kadar sahici uyuyamıyoruz yataklarımızda.


     Sokağın ortasında o çocuk yalnızdı, ben ise onun için bir kalabalıktım içinde bulunduğu. Doğal olarak özendim ona, kesin yaramazlık yapıyordu hayalinde. Fotoğraf çekmek için çok yaklaşmadım, biraz uzakta konumlandım. Hemen yere uzandım, bizimkiler beni unutmuş yürümeye devam ediyorlardı, fazla zamanımın olmadığını biliyordum. Kadrajı düşünüp, ayarlarımı yaptım, amacım kalabalığın içinde çocuğu net ve sabit; diğer öğeleri hareketli bir telaş içinde kılmaktı. Amacıma da ulaştım gördüğüm kadarıyla, ama biraz titremişti fotoğraf ve aynı pozu bir daha denemek istiyordum. İkinci kareyi denemek için ayarlarımı yapıp gözümü vizöre götürdüğümde çocuk ayağa kalkıyordu. Sonra yanımdan geçen biri yakalayabildin mi dedi. Ne demek istediğini sorduğumda, yanından geçen kadın uyuyan çocuğa vurdu gitti görmedin mi dedi. Hadi ya, çektiğim pozu kontrol ediyordum, dedim. Sokak olağan akışı içinde hayatına devam ediyordu. Çok işlek bir karınca yolu üzerinde gibiydim. İrkildim. Sonra kalktım, kendimi çok yalnız hissettim.


Mustafa Kara
Urfa/2007